İsimlerden Kaçmak, Köklerinize Varmak: Benim Adım Aylamaz
Günümüz televizyon ve dijital yayıncılık dünyası, birbirinin kopyası olan entrikalardan, holding koridorlarında geçen yapay aşklardan geçilmiyor. İzleyici olarak tam “yeni bir şey göremeyecek miyiz?” diye umutsuzluğa kapıldığımız anlarda, TRT’nin dijital platformu tabii imdadımıza yetişiyor. Platformun son dönemdeki en dikkat çekici orijinal yapımlarından biri olan “Benim Adım Aylamaz”, tam da bu kısır döngüyü kırmaya aday bir iş olarak karşımıza çıkıyor.Dizi, rasyonel dünyasında her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan, bilimin ve mantığın sınırlarına sığınmış başarılı bir kadın doğum uzmanı olan Ece’nin hikayesini merkezine alıyor. Ancak Ece’nin asıl meselesi mesleği değil; kendi kimliği. Nadir bulunan ve hayatı boyunca ona hep bir “yabancılık” ve uğursuzluk hissi getirdiğine inandığı öz ismi **”Aylamaz”**dan kaçışı. İsmini değiştirerek modern şehir hayatında kusursuz, pürüzsüz ve yepyeni bir sayfa açtığını sanan kahramanımız, aslında her insanın hayatının bir döneminde yaptığı o büyük hataya düşüyor: Köklerinden kaçabileceğini sanıyor.Senaryonun en güçlü tarafı, bu kaçışın imkansızlığını tokat gibi sert değil, Balkanların o puslu, masalsı ve samimi atmosferiyle yumuşatarak anlatması. Ece’nin yolu ata topraklarına, Makedonya’nın Kayalı Köyü’ne düştüğünde, sadece bir coğrafya değişimi izlemiyoruz. İstanbul’un plaza ve hastane soğukluğundan, Yörük kültürünün mistik öğretilerine, kuşaktan kuşağa aktarılan kehanetlere ve en önemlisi rasyonel aklın açıklamakta çaresiz kaldığı bir kader mirasına doğru yol alıyoruz.Diziyi sadece bir “göçmen veya Balkan hikayesi” olarak nitelendirmek haksızlık olur. Yönetiminden senaryosuna kadar yapım, modern insanın en büyük hastalığı olan “aidiyetsizlik” sorununa parmak basıyor. Kendimize taktığımız modern maskelerin, bizi biz yapan o kadim geçmişi örtmeye yetmediğini fısıldıyor. Ece’nin bilimselliği ile köyün mistik gerçekliği arasındaki o ince çizgide kurulan denge, hikayeyi hem gizemli hem de izlemesi son derece keyifli bir dram-komediye dönüştürüyor.Görsel diliyle Balkanların büyüleyici coğrafyasını hakkıyla ekrana taşıyan, hikayesindeki samimiyetle de içimizi ısıtan “Benim Adım Aylamaz”, dijitalin o hızlı tüketilen işleri arasında kalıcı olmayı hak eden bir yapım.Eğer siz de şehir hayatının koşturmacasında kendi hikayenizi, kimliğinizi veya bağlarınızı nerede unuttuğunuzu sorgulamak istiyorsanız, bu hafta sonu kendinize bir iyilik yapın ve Ece’nin – pardon, Aylamaz’ın – o büyüleyici Makedonya yolculuğuna ortak olun. Pişman olmayacaksınız
