KIZIL ELMA PUSULASININ ADININ 20 AĞUSTOS IŞIĞI
Ey Aziz Türk Milletim…
Sen değil misin milletlerin kaderini,
Kavimler göçü ile başlatan
Senin kavmin değil midir?
Bir günlük yolculukla asırlar içinde tarih yazanç
Ve bazen…
Takvimdeki aynı tarihlerde
Destanlar üzerinde destan yazmakta olan kavmim.
26 Ağustos günüydü günlerden bir gün.
Ama Türk için yalnızca bir gün değildi elbette
Anadolu’nun kapısının kılıç hakkıyla açıldığı,
Türk milletin her zaman olduğu gibi ayağa kalktığı,
Bir toprak parçasının kaderinin yeniden yazıldığı gündür 26 Ağustos.
Bugün takvimlerin 26 Ağustos 1071’i gösterdiği gündü
Anadolu’nun göğünde gözleri kartal gibi keskin
Altında kuyruğu örgülü bir hükümdar vardı.
Üzerinde beyazlar içindeki kefeni…
Çünkü o gün,
ya zaferi elde edecek olan renkti ya da şehadetin rengiydi beyaz.
Sultan Muhammed Alparslan’tı.
Allah’ın ordusunun karşısına geçtiğinde
Belki askerlerinin gözlerinde bir korku vardı.
Lakin ordu Allah’ın aslanlarının ordusuydu.
Belki herkes biliyordu…
Karşılarında büyük bir ordu vardı.
Lakin o ordu kafirdi.
Ama Türk’ün destan yazdığı bazı anlar vardır…
Sayıların dili olmadığı için konuşmazlar.
İnançlar her zaman konuşur.
Havada çarpışan ok sesleri değil değil…
İnanılan dava uğruna yürekler çarpışır.
Ve o gün Malazgirt Ovası’nda yalnızca iki millet karşı karşıya gelmedi.
Türk Milletinin Anadolu’ya uzanan kaderi yürüdü.
Atların nal sesleri toprağa vurduğunda inlemeyen toprak
Kılıçlardan akan kanla gökteki melekler kalktı.
Dillerden dökülen şehadet duaları gökyüzüne yükseldi.
Ve Anadolum değil midir ki?
Türk milletinin adaletinin sesiyle tanıştı.
O gün açılan kapıdan yalnızca şehadet yolcusu askerler geçmedi.
O kapıdan bir milletin namusu olan ;
Türkçe geçti…
Türk kültürü geçti…
Türk’ün türküleri geçti…
Anaların duaları geçti…
Çocukların geleceği geçti…
Ve cihanı kendine vatan bilen,
Kendine Kızıl Elma yolunda pusula buldu.
Aradan asırlar geçti.
Yıllar geçti…
Türk Devletleri kuruldu.
Türk Devletleri yıkıldı.
Lakin Anadolu’da Türk’ün kalp atışı durmadı.
Ve bir gün…
Bu kez Anadolu’nun kapısını açmak için değil,
Kızıl Elma yolundaki pusulasını kaybetmemek için
Türk Milleti yeniden ayağa kalktı.
Takvimler yine aynı günü gösteriyordu.
26 Ağustos 1922…
Bu kez bir başka bozkırda…
Türk’ün başında başka komutan olsa da.
Gözlerinde aynı kararlılık…
Yüreğinde aynı vatan sevgisi…
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK…
Ve yanında;
Yoklukla savaşan bir Türk milleti…
Ayağında çarığı olmayan şehadete koşan askerler…
Evladını cepheye gönderen dilinde dualar olan analar…
Sırtında mermi taşıyan kahraman kadınlar…
Bir parça ekmeğini paylaşan Müslüman oğlu Müslüman insanlar…
Hepsinin tek bir hayali vardı:
Kızıl Elma’nın pusulası esir olmayacaktı.
Çünkü bazı topraklar vardır…
Üzerinde yalnızca bacası tüten damlar kurulmaz.
Üzerine hatıralar kurulur.
Bir annenin duası vardır o toprakta.
Bir şehidin kanı vardır.
Bir çocuğun hayali vardır.
Bir milletin geçmişi olduğu gibi …
Elbette geleceği vardır.
İşte tam da bu yüzden…
Türk milleti ayağa kalktı.
Ve Başkomutan’ın o tarihi emriyle,
Milleti nezlinde bütün dünyaya yeniden seslendi:
“YA İSTİKLAL… YA ÖLÜM!”
26 Ağustos sabahı başlayan şehadet yürüyüş,…
Sadece cepheye doğru değildi.
O yürüyüş;
Türk Milletinin esaretten özgürlüğe,
Karanlıktan aydınlığa,
Umutsuzluktan zafere doğruydu.
Ve o gün…
Dağlar Türk’ün destanına şahit oldu.
Ovalar Türk’ün destanına şahit oldu.
Anadolu Türk’ün destanına şahit oldu.
Türk milletin diz çökmeyeceğine…
Şimdi soruyorum sizlere…
Aradan kaç asır geçerse geçsin,
Malazgirt’teki kılıç seslerini duyuyor musunuz?
Büyük Taarruz sabahında,
Bir annenin evladının ardından ettiği duayı hissediyor musunuz?
Sultan Muhammed Alparslan’ın atamın cesaretiyle,
Mustafa Kemal’in babamın kararlılığının
Kızıl Elma’nın pusulasında yankılandığını görüyor musunuz?
Çünkü 26 Ağustos sadece tarih değildir.
Sadece geçmiş değildir.
26 Ağustos, Türk Milleti olarak hafızamızdır.
Bir yanda Malazgirt vardır.
Bir yanda Büyük Taarruz…
Bir yanında Anadolu’ya “geldik” diyenler…
Diğer yanında Anadolu için “gitmeyeceğiz” diyenler vardır.
1071’de bu topraklara kanla mührünü vuran millet olarak
1922’de o mührü söktürmeyeceğimizi bütün dünyaya gösterdik.
Ve bugün…
Bizler o büyük destanın çocuklarıyız.
Bizler;
Malazgirt’te şehadet dualarıyla yürüyenlerin,
Çanakkale’de göğsünü siper edenlerin,
Sakarya’da son nefesine kadar direnenlerin,
Büyük Taarruz’da zafer için yürüyenlerin torunlarıyız.
Bizim omuzlarımızda yalnızca kendi hayalimiz yok.
Bizim omuzlarımızda,
Türk milletin hatırası var.
Türk’ün şehidinin emaneti var.
Türk’ün şehidinin annesinin gözyaşı var.
Ve en önemlisi…
Bir Kızıl Elma Pusulası var!
Ey aziz Türk milletim!
Bugün bize düşen görev;
Türk’ün sadece geçmişiyle övünmek değildir.
Bize düşen,
Türk’ün o geçmişe layık bir gelecek kurmaktır.
Çünkü Sultan Muhammed Alparslan bize bir kapı açtı.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk bize bağımsız bir vatan bıraktı.
Şimdi sıra bizde…
Bu vatanı daha güçlü kılmak,
Daha güzel yarınlara taşımak,
Birbirimize daha sıkı sarılmak…
Ve ne olursa olsun,
Aynı göğün altında,
Aynı bayrağın gölgesinde,
Aynı vatan sevgisinde birleşmektir.
Çünkü biz biliriz ki…
Vatan, sadece üzerinde yaşadığımız toprak değildir.
Türk’ün vatan dediği ;
Bir annenin “Oğlum” diye titreyen sesidir.
Bir askerin cebinden çıkan son mektuptur.
Bir çocuğun göğe bakıp kurduğu hayaldir.
Bir şehidin bayrağa sarılan bedenidir.
Ve vatan…
Gerektiğinde herkesin,
“Ben de varım!” diyebildiği yerdir.
Bugün…
26 Ağustos’un gölgesinde,
1071’in Malazgirt’inden,
1922’nin Büyük Taarruz’una uzanan o kutlu yolu bir kez daha selamlıyoruz.
Ve tarihimize söz veriyoruz:
Bu Kızıl Elma pusulasını unutmayacağız.
Bu toprağın nasıl vatan olduğunu unutmayacağız.
Hangi dualarla kazanıldığını…
Hangi gözyaşlarıyla korunduğunu…
Hangi fedakârlıklarla bize bırakıldığını unutmayacağız!
Çünkü biz…
Bir kapıyı Malazgirt’te açanların,
Bir vatanı Büyük Taarruz’da kurtaranların evlatlarıyız!
Ve buradan…
Asırların ötesinden gelen o büyük sese,
bir kez daha sesimizle karşılık veriyoruz:
Malazgirt’ten Büyük Taarruz’a,
Büyük Taarruz’dan Cumhuriyet’e…
Bu topraklarda hep vardık!
Bugün varız!
Ve sonsuza kadar var olacağız!
Ruhun şad olsun Sultan Alparslan!
Ruhun şad olsun Gazi Mustafa Kemal Atatürk!
Ruhları şad olsun;
Bu vatan uğruna toprağa düşen,
Adını bilmediğimiz bütün kahramanların…
Ve son sözümüz,
Bir duadan…
Bir yeminden…
Bir milletin kalbinden yükselsin:
Türk’ün namusu inmeyecek!
Kızıl Elma pusulasında Ezan dinmeyecek!
Türk’ün vatanı bölünmeyecek!
Yaşasın Aziz Türk milleti!
Yaşasın Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti!
