“Eğer iyi bir yüzücüysen, insanlar boğulmak üzere olduğunu fark etmez.”
Bu sözü ilk okuduğumda aklıma hep aynı insanlar geliyor: Hayatın içinde sessizce mücadele edenler. İşine giden, sorumluluklarını aksatmayan, gülümsemeye devam eden insanlar… Çünkü biz çoğu zaman birinin iyi olup olmadığını, ne hissettiğine bakarak değil; hayatını ne kadar aksatmadan sürdürebildiğine bakarak anlamaya çalışıyoruz. Suyun üstü sakinse, içeride neler olup bittiğini merak etmiyoruz.
Psikanalist Donald Winnicott’un çok sevdiğim bir sözü var: “Saklanmak keyiftir ama bulunamamak felakettir.” Bence güçlü görünmeye alışan insanların hikâyesi tam da bu. Önce biraz saklanıyoruz. “İdare ederim.”, “Kimseyi üzmeyeyim.”, “Geçer.” diyoruz. Sonra insanlar yalnızca onlara gösterdiğimiz kişiyi tanımaya başlıyor. Bir süre sonra ise biz de kendi yorgunluğumuzu saklamayı o kadar iyi öğreniyoruz ki, gerçekten yorulduğumuzda bile bunu kendimize söyleyemiyoruz. Belki de mesele güçlü görünmek değil; güçlü görünmeye alışmak.
Belki de en acısı bu. Çırpınmadığın sürece kimse zorlandığını fark etmiyor. Suyun üstünde kalmayı başardığın için herkes seninle gurur duyuyor; o sırada ne kadar su yuttuğunu ise kimse bilmiyor. Sonra bir gün yorulduğunda herkes aynı cümleyi kuruyor: “Hiç belli etmiyordun.” Oysa sen belli etmemiş değildin. İnsanlar sadece suyun üstüne bakmaya alışmıştı.
Bu arada sevgili okur, konunun yüzmekle alakası yok. 🤍
