ALEMİN TERBİYECİSİ KİMDİR?
İnsanlar kadar nankörü var mıydı bu cihanda?
Sahi insanlar kadar sevginin, nefretin, gözyaşının, öfkenin kıymetinin nankörlüğünü yapan var mıydı?
İnsanoğlunun doğası zehirlemek miydi yoksa zehirlenmek miydi?
Habil ile Kabil’den beri böyle değil miydi? Sevgi mi ağır geldi yoksa kıskançlık mı? Neden ikisi birbirini dengelemek yerine kendine zarar vermeyi seçiyordu?
Varlığıyla var etmeyi asla bilmeyen şeyler yokluğuyla mı insanoğlunu yok edebileceğini sanıyorlardı?İnsanoğlu neden kendine rakip gördüğünü bir cihana sığdırmayı beceremiyordu?
Yoksa kendisinde eksik gördüğü şeyler karşısındakinde var diye mi dayanamıyordu kibri? Açmak varken neden insanoğlu bütün algılarını kapatmayı tercih ediyordu?
İnsanoğlu’nun nefsi bir mum ışığı gibi değil miydi? Işığının rengi başka şeyi anlatmak isterken neden gölgesi bambaşka şeyi söylemeye çalışıyordu? Kısacak esen bir rüzgar bile onu bambaşka diyarlara götürmeyi tercih ediyordu?
Herkes kendi hayatının başrolü olmak isteyip başarılı olmak istiyor.Alemi cihan kuruldu kurulalı bu düzen böyle.
Şimdi kalkıp bu yazıyı okurken “ Senin şu kaleme aldığın satırlar mı değiştirecek bunları?” diyebilirsiniz.
Her insanın ruhu ölü doğar, yaşadıklarıyla ölü ruhunu karanlıktan çıkarır. Karanlıkta kalan insanın ruhunu en iyi gözleri söyler. Dil yalan söylemeye elverişlidir, kulak duymamaya alışıktır, yürek bile bile yanmayı göze almıştır, insanın bir anlığına hissettiği duygusu aklını kullanmayı bıraktırır lakin bir insanın gözleri asla yalan söyleyemez.
İnsanoplu nefsini terbiye etmenin “gösterişsiz” yönlerini kendi içinde bulabildiği takdirde ancak gerçek zaferi yaşayacaktır.
Kulaklarımda “Gösterişsiz zafer nasıl kazanılır?” sorusunu duyar gibiyim:
Varlığınız soyunuzun yaydığı korku ya da güç gösterişi değil kendi kanınızla insanların sizi tanıması gerektiği olacak. Soyunuz lanetle de alınır, saygıyla da. Kendi “karakteriniz” olabilmesi için kendi imzanız olması gerekiyor. Bu da günümüzde insanoğlu dediğimiz varlığın sadece güç gösterişi olarak algılayıp şeklini verdiği bir kalite standartı olarak adlandırdığı zayıflığın bir simgesinden başka bir şeyi değildir.
Bazen kendi yolunu olduğu gibi kabullenip kendi kabuğuna çekilmeli insan. Duygularını yaşayacaksa kendi içinde yaşayıp karşısındakinin duygularına saygılı olmalı öğrenmeli. Yoksa kendi hayatını mahvettiği gibi karşısındaki hayatı sadece uzaktan izlemekle kalacaktır.
Varlığınla var edebileceğin bir bedeni yokluğunla yok etmeyi öğrenebilen bir insanoğlu olmak emin olun hiç te zor bir şey değil diyerek yazımı bitirmek istiyorum 😊
Umarım yazdıkların her insanoğlunun içindeki gerçekliğin sesi olabilmiştir. Sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler 🙂
