Biraz Durup Kendimize Bakalım: Görmezden Geldiklerimiz Asıl Sorunumuz Olmasın
Hayatın telaşı içerisinde çoğu zaman durup kendimize bakmayı unutuyoruz. Sabah işe yetişiyor, akşam eve dönüyor, telefonumuzun ekranında saatler geçiriyor, gündemin peşinden koşuyoruz. Her gün bir şeylere yetişmeye çalışırken aslında kendimizden uzaklaşıyoruz.
Etrafımızda olup bitenleri görüyoruz. Trafikteki öfkeyi, insanların birbirine karşı tahammülsüzlüğünü, gençlerin gelecek kaygısını, ailelerin yaşadığı iletişim sorunlarını, çocukların ekran karşısında geçirdiği uzun saatleri…
Görüyoruz.
Ama çoğu zaman yalnızca bakıp geçiyoruz.
Çünkü başkasının yaşadığı sorun, bizim kapımızı çalmadığı sürece bize uzak geliyor.
Oysa toplum dediğimiz şey, birbirinden bağımsız insanlardan oluşmuyor. Birimizin yaşadığı sorun, zamanla hepimizin sorunu hâline gelebiliyor.
Bugün bir gencin umutsuzluğunu görmezden gelirsek, yarın o umutsuzluğun toplumda nasıl bir karşılık bulacağını sorgulamak zorunda kalabiliriz.
Bugün aile içindeki iletişimsizliği “Her ailede olur” diyerek geçiştirirsek, yarın birbirini dinlemeyen insanların çoğaldığı bir toplumla karşı karşıya kalabiliriz.
Bugün çocuklarımızın davranışlarını sadece “Şimdiki çocuklar böyle” diyerek açıklarsak, aslında onları yetiştiren dünyanın bir parçası olduğumuzu unutmuş oluruz.
Belki de en büyük yanılgımız burada başlıyor.
Sorunları konuşmayı seviyoruz ama kendimize düşen payı konuşmayı pek sevmiyoruz.
Herkesin hatasını kolayca görüyoruz. Bir başkasını eleştirmek için birkaç saniye bile yeterli oluyor. Fakat aynı aynayı kendimize çevirdiğimizde işler değişiyor.
“Ben ne yapıyorum?”
“Ben bu sorunun neresindeyim?”
“Ben neyi değiştirebilirim?”
Bu soruları sormak kolay değil.
Çünkü insanın kendisiyle yüzleşmesi, başkasını eleştirmesinden çok daha zordur.
Belki de bugün biraz durmamız gerekiyor.
Telefonu bir kenara bırakıp, günlük koşuşturmacaya kısa bir ara verip gerçekten çevremize bakmamız gerekiyor.
Yanımızdaki insanı dinlemeye…
Çocuğumuzun gözlerinin içine bakmaya…
Bir gencin neden sustuğunu anlamaya…
Bir yaşlının neden yalnızlaştığını fark etmeye…
Komşumuzun, arkadaşımızın, hatta hiç tanımadığımız bir insanın yaşadığı sıkıntıya kayıtsız kalmamaya…
Çünkü bazen büyük değişimler büyük sözlerle başlamaz.
Bir selamla başlar.
Bir telefonla…
“İyi misin?” diye sorulan samimi bir cümleyle…
Birinin derdini gerçekten dinlemekle…
Toplumun en büyük sorunlarından biri belki de artık birbirimizi duymamamız.
Hepimizin söyleyecek çok şeyi var.
Ama dinlemeye ayırdığımız zaman giderek azalıyor.
Herkes haklı olmak istiyor.
Herkes kendi fikrinin duyulmasını istiyor.
Fakat kimse karşısındakini anlamaya yeterince zaman ayırmıyor.
Oysa bazen çözüm, haklı çıkmak değil; birbirimizi anlamaktır.
Bu yüzden biraz durup kendimize bakmalıyız.
Şehrimize bakmalıyız.
Sokağımıza bakmalıyız.
Ailemize, arkadaşlarımıza, çocuklarımıza ve gençlerimize bakmalıyız.
Ama yalnızca bakmamalı, görmeliyiz.
Çünkü görmek başka, fark etmek başkadır.
Ve bazen asıl sorun gözümüzün önündedir.
Biz onu görmediğimiz için değil, görmezden geldiğimiz için büyür.
Belki bugün kendimize soracağımız en önemli soru şu:
“Değişmesini istediğimiz dünyada, değiştirmeye hazır olduğumuz ilk şey ne?”
Cevabı başkalarında aramadan önce kendimize bakabilirsek, belki de gerçekten bir şeyleri değiştirmeye başlayabiliriz.
Çünkü bazen büyük değişimler, kalabalıkların içinden değil, insanın kendi içinde başlar.
Biraz duralım.
Biraz düşünelim.
Ve önce kendimize bakalım.
